12 Mayıs 2012 Cumartesi

FENERBAHÇE CAMİASINA


ŞANLI FENERBAHÇE CAMİASINA

Şu 3 Temmuz nedir?  Var mı ki dünyada  eşi ?
En vicdansız güçlerin    yükleniyor  dördü beşi.
Bir yol bulup ele geçirmek için, 
Nasıl insafsızca karalıyorlar Fenerbahçe’yi.
Ne hayasızca bir durum ki bunlar ak pak,
Nerde bunlara inananlar safi: salak...

Dedirir yırtıcı his yoksulu sırtlan kümesi,
Ne varsa gelmiş; kalleşi, kahpesi.
Medyası, yazarı,  çizeri   bütün hakim güçler,
Kaynıyor  kum gibi içi yalan dolu manşetler.
Yedi İklimi  cihanın duruyor karşında,
Şermanla beraber bakıyorsun:  Yalansu.
Vicdanlar kapkara, gözlükler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada yavşaklar  denk.
Ah o medya  yok mu,  o mahluk u asil,
Ne kadar gözdesi varsa  hakkıyla sefil.
Kustu Fenerbahçemizin aylarca durup karşısına,
Döktü içindeki kini hayasızcasına.

Öteden manşetler parçalıyor afakı,
Beriden tapeler kaldırıyor amakı….
Kan damlayan, irin  akan  kalemlerin,
Kırıyor her birini Fenerbahçem, üstünde çimlerin …
Farketmiyor; Saraçoğlu,  Trabzon, Seyrantepe, 
Vuruyor bulduğu her yerde tape tape.
Stadyum dışında   binlerce  soysuz,
Stad  içinde  onbinlerce  soylu (!)  asil(!)
Don, rakı şişesi  indirmede gökler, çakı, çakmak, püskürmede yer,
O ne müthiş takımdır: Bakın ki galip yine Fener .
Ne çelik  tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır Kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onun şampiyonluğunu  engelleyebilir,
Çünkü, İlahi  adalet elbette tecelli edecektir…

Mücadele, inat, alın teri, "diz yarası" bir baksana dağlar taşlar,
Emre’siyle  Musa’sıyla secde olmasa dünyada  eğilmez başlar.
Çıkıp tertemiz şampiyonluğunu  bir kez daha alıyor,
Bu şampiyonluğun altında  ya Rab ne isyanlar yatıyor.
Bir Volkan patlıyor, On Alex çakıyor, Dokuz Stoch çıkıyor
Gönüllere Gökhan, Yobo, Bekir, Ziegler, Topuz, Caner,Özer,
Selçuk,  Dia, Bienvenü, Semih, Gökay, Baroni , Serdar, Orhan,
Sezer, Recep Niyaz,Bilica,Özgür, Mert, Serkan giriyor…

Ey  bugün şampiyonluğa çıkan  on bir!
Başkan Metristen,Selçuk- Rıdvan hastaneden gelip  öpse o pak alnı yeğdir.
Nü büyüksün ki  mücadelen kurtarıyor Fenerbahçe’yi,
İşgalcilere direnen dedelerin  ancak senin  kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek stadı kimler yapsın,
Verelim, gel kalbimizi desem sığmazsın.
Ey kahraman  11-18 -22, Volkan – Aykut  Kocaman- Teknik heyet!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat
Sana  kucağını açmış duruyor  taraftar…

23 Şubat 2012 Perşembe

Hani eskiden 80’li yılların ikinci yarısında eski Kadıköy’de maç sonlarında sıkça duyduğumuz “Milyonluk eşekler” “80 yıllık efsane rezil oldu sizinle” şeklindeki veciz ifadeleri daha yazı diline uygun kelimelerle ifade etmiş sevgili Azerbaycan Türkü kardeşimiz.
Haklı mı derseniz, bence değil. Zira FB Universal takımı an itibariyle dünyanın en iyisi ve rakip takımların bu takımdan bırakın maç almayı set alabilmek için bile Ze Roberto’nun ciddi katkısına ihtiyaçları var) Nitekim Oyuncular da bunun farkında olarak ancak ciddi ve kararlı çıktılar maça. Rakibe net bir mesaj verdiler: Biz sizi döveriz… Servislerle de dövdüler zaten. Ellerinize sağlık kızlar..
Anlamadığım nokta, olası altın set hadisesinde ev sahibi avantajı gruplardaki derece ve puantaj dikkate alınarak uygulanmıyor mu? Öyleyse Kazan- Azerrail Baku ilk maçı niye Kazan’da oynandı bilen var mı?
Gürol kardeş derdine mi düştün diye sorma. Zira ben bu turu çoktan geçtim de, F4’de Baku takımı olmasın istiyorum, derdim tamamen duygusal yani…

14 Ocak 2012 Cumartesi

29 Haziran 2011 Çarşamba

Fabina Transferi Üzerine

Chris Fürst mü fabiana mı? tabi ki fabiana... Açıkçası bu transferlerin içinden gelmeyen Sheilla da dahil olmak üzere beni ne çok heyecanlandıran isimdir Fabiana. Nedeni ise hücumcu orta oyuncu olmasıdır. Fürst'den çok şey bekledik, yanlıştı zira o sadece blok tutan bir orta oyuncu. Oysa fabiana en az pasör çaprazı kadar etkili hücumu olan ve top öldüren oyuncu. Fenerbahçenin geçen sene çektiği en önemli sıkıntı neydi? top öldürememek. kaybettiğimiz bütün maçlarda bu sıkıntıyı ciddi yaşadık. F4'de yarı final maçında son sette 7-2'den maç verdiysek tek müsebbibi top öldürememizdir. Şimdi yönetim ve Hoca bu durumu görmüş ve direk sayıya giden oyuncuya yönelmişler.Kim ve logan tom top öldürebilen oyuncular. Ama hiç biri fabiana değil. O bir hücum canavarı. Dünyada ortadan ve tek ayak hücumunu ondan daha iyi yapan başka bir oyuncu yok.. Topu sadece karşı tarafa dürten Fürst'ten sonra Fabianayı izlemek çok zevkli olacak bu sene. Getirenlerin cebine ve eline sağlık. hayırlı olsun FB'ye...

6 Mayıs 2011 Cuma

FENERBAHÇE ACIBADEM- VBGSTT FİNAL SERİSİ ÜZERİNE

VBGSTT serisini almamız için bir çok nedenimiz var (Poljak ve Gözde ikilisini anırtmamak vb.) ama gücümüz ya da stratejimiz var mı o konuda derin endişelerim var.
Bitirici, yani top öldürücü oyuncu sayısına baktığımızda VBGSTT bizden kat be kat üstün. Bir kere her yerden ve her şartta vurabilen Glinka'ları var. Ve işin daha kötüsü ta Ankara'daki avrupa şampiyanası finalinden beri bu Glinka’ya karşı kazanılmış elemeli maçımız yok. Diğer taraftan 2 smaçörleri Nikoliç ve Gözde de son derece sert ve temiz vuruşlar yaparak yüksek yüzdeyle top öldürebiliyorlar. Orta oyuncuları poljak ve bahar da top öldürme hususunda fürst ve eda'dan fersah fersah ilerdeler. görüldüğü gibi kağıt üzerinde net bir şekilde favori VBGSTT. Ama FBA olarak seriyi kazanma şansımız hiç mi yok. Mutlaka var ama o işin sırrı da oyun stratejisinde yatmakta. Yeni bir strateji, VBGSTT final serisine ait bir strateji mutlaka uygulanmalı.
Bu strateji hücumda top öldürme temeli üzerine inşa edilmelidir. Çok iyi hücumcuları olan VBGSTT'u savunarak ya da savunmada kalarak alt edemeyiz. Mutlaka hücumu düşünüp, maksimum yüzdeyle top öldürmeliyiz.
Hücum anahtarımız nerde yatıyor? orta oyuncularımızın ortadan yapacakları etkili hücumlarda. Peki, hali hazırdaki orta oyuncularımız bu konuda yeterli mi? kesinlikle hayır. Fürst, dünyanın en iyi blokörlerinden biri ancak hücumda da bir o kadar zayıf ve topu adeta karşı tarafa dürtüyor. Güçlü bir smacını gören varsa beri gelsin. Eda dersen, geçen yıllarda yüzde ellinin üzerinde ortalamaya sahip olduğu top öldürme meziyetlerini kaybetmiş sanki. Özellikle tek ayak hücumlarına bayıldığımız eda artık top öldüremiyor. Ortadan zaten zayıf olan hücumu tek ayakta da gerileyince edayı eda yapan özellik de yok olmuş oluyor. Oynaması muhtemel 2 orta oyuncusundan orta hücumlarından verim alamayan pasör naz ne yapacak? mecburen hücumları köşelere kaydıracak. Gerek Poljak gerek bahar ortadan hiç bir endişe duymadıkları için de rahatça köşelere blok yardımına gidecek ve zaten net vuruşları olmayan smaçörlerimiz adeta duvara toslayacak. bütün bu olumsuzlukları tersine çevirmenin yolu ise, orta oyuncularının ortadan hücumundan geçiyor. Peki bu hücumları Eda ve Fürst'le yapabilir miyiz? yapamayız. Ne yapmamız lazım? Orta oyuncuları değiştirmemiz. Kimler oynamalı? Kasia ve İpek. İpek hem bir iyi orta hücumcu hem de iyi bir blokör. Hiç tereddütüm yok, savunmada en az eda kadar verimli olur. Orta hücumlarında ise muazzam olur. Buradaki anahtar oyuncu kasia. yani Fürst'ün yerine kasia’nın oynaması. Pasör çaprazı olarak değil, doğrudan orta oyuncu olarak oynaması. Pasör çaprazı kasia'dan orta oyuncu olur mu diye sormayın, ben uzun zamandır Kasia'dan pasör çaprazı olur mu diye sormaktayım kendi kendime. Kasia orta oyuncu olarak oynarsa ne olur? Fenerbahçe belki bloklarda biraz düşer ancak muazzam bir hücum gücüne sahip olur. Kasia'nın yapacağı her orta hücumu sayı olur. bunun yanında rakibin dağılan orta oyuncusu köşelere yardıma gidemeyeceği içinde köşe hücumları da tekli bloğa karşı yapılmış olur ki o da büyük yüzdeyle sayı demektir.
Bir diğer strateji değişikliği de Nati'nin servis turunda yapılmalıdır. VBGSTT'u geçebilmemiz için çok iyi servis de atmalıyız aynı zamanda. Çok iyi servis demek rakibe hücum kurdurmayan servis demektir. onun için mutlaka servisi zorlamalıyız. kasia ve sokolova’nın smaç servislerine vize vermelidir ze roberto. Ayrıca son derece yumuşak servis atan nati’nin servis turunda mutlaka nihan devreye girmeli, nati mümkün mertebe servis atmamalıdır. Atılan yumuşak servisler rakibi çoşturmaktan başka işe yaramıyor, zira.
Bu strateji değişikiliklerini ze roberto yapar mı? 20. sayıda ikili oyuncu değiştireceğini şimdiden bildiğim dünyanın en statükocu hocası kesinlikle yapmaz. Ancak , cuma günü Nati-Sokolov-Füst-eda-Seda-Naz altılısı ile çıkıp kaybedilecek ilk maçtan sonra mutlaka bir şeylerin değişmesi gerektiğini de görecektir ya da okuyacaktır. Ve dileğimiz odur ki serinin devamını Nati-sokolova-kasia-İpek-seda-Naz altılısıyla oynayacaktır…
Herşeye rağmen Haydi Şansın Açık olsun Fenerbahçe-acıbade-m...

8 Şubat 2010 Pazartesi

FENERNAME DİYARI

Fenerbahçe için 7 Şubat akşamı oynanan Diyarbakır maçından alınacak dersler ve mesajlar vardır. Ligin ikinci yarısı çok daha sert ve çetin geçecektir, bu bir. Mevcut oyun ve oyuncu yapısı ile Fenerbahçe kapanan her takıma gol atma zorluğu yaşayacaktır, bu da iki. Hakemle uğraşmak, şu şöyleymiş bu böyleymiş, penaltılar verilmiyormuş vs. lafı güzaftır. İyiysen ve güçlüysen hakemi de yenersin. Oyuncu ve oyun yapısından kaynaklanan sıkıntılar neler?
1. Kanatsızlık ve oyun içinde kanatlara inememek.
Fenerbahçe Türkiye’de kanat oyuncusu olmayan tek büyük değil belki de tek süper lig takımıdır. Galibiyetsiz Denizlispor’un bile Güray diye bir sol açığı varken, Fenerbahçe kadrosunda Uğur'un da sezonu kapatmasıyla birlikte tek kanat oyuncusu kalmamıştır. Kanat oyuncusu olamayan takım mecburen bu bölgede orta saha oyuncuları olan Özer ve Topuz'u kullanmak durumundadır. Onlar da oyunu kanatlara taşımak yerine ortaya doğru yönelmekte, böyle olunca da oyun sıkışmaktadır. Sonuç, Saraçoğlu’nun kötü zemininde kapanan 2 dip takımı Denizli ve Diyar'a karşı gol atmak için duran toptan başka çaresi kalman bir Fenerbahçe. Oysa kapanan takımlar nasıl açılır? Top çizgiye taşınarak ve sıfıra inilerek. Fenerbahçe Diyarbakır maçında bir kere çizgiye inebildi mi? Hayır. Bu oyuncu yapısıyla bu tür bir organizasyon yapabilir mi? O da, hayır. Peki o zaman, sezonun ilk yarısında eldeki tek kanat oyuncusu Kazım neden gönderildi bu takımdan? Gidene ağlamak ne derece doğrudur ama, şu ağır sahada Kazım tek başına dağıtmazıydı bize kale gibi gelen Diyarbakır savunmasını. Carlos'un gidişiyle boşalan yabancı kontenjanına bir sol kanat oyuncusu (açık) alınacağına, elde mevcut olan ve bu sene iyi de performans gösteren sağ açık gönderildi. Kimse bana disiplin filan da demesin, işin aslı 10 milyon Euro’luk Topuz'a yer açmaktır.
2. Orta göbeğin verimsizliği
Fenerin ideal on birinin orta göbeğinde oynayan 2 oyuncusu kim? Emre ve C. Baroni. Emre’nin halini istatistikleri anlatıyor 1 gol, 3 asist. Hepsi ligin ilk üç maçında Yani Fenerbahçe’yi ileriye taşıyacak olan orta saha oyuncusu Emre 17 maçtır hücumda yok. Biraz daha defansif denen diğer orta göbek oyuncusunun hali daha feci. Baroni’nin istatistiklerine bakalım; gol: 1, (Kayseri maçında dışarı giden topu Hamidou’nun içeri aldığı o meşhur gol) asist: 0, yazıyla sıfır. Bir oyuncu bu kadar mı katkısız oynar! Yerine oynayan beğenmediğimiz Selçuk bile Sivas maçında aldığı sürede Semih’e gol asistini yapan adam değil midir? Tek yaptığı iş orta sahada top tutmak veya çalmak olan bu oyuncu son maçlarda onu da yapamaz durumdadır. Fenerin çektiği 20 şutun çoğu Diyarbakır savunmasından dönerken Diyarbakır’ın ceza sahası dışından çektiği 2 şutun birinin direkte patlaması diğerinin gol olması ön liberolarının ( Baroni, Emre) ne durumda olduğunun en iyi göstergesi. Yani adamlar şutu çekerken hiç rahatsız edilmemişler, gerile gerile vurmuşlar topa. Bırakın adamları bozmayı önlerine set bile olunamamış. Son dönemde Bilica’yla Lugano’nun arasına atılan her top tehlike oluyorsa bunda, defans oyuncularından daha çok göbeği tutacak olanön liberoların hatası yok mudur? Hülasa Emre ve Baroni ofansif anlamda takıma bir şeyler vermezken, defansif anlamda da ciddi manada aksamaktadır.
3. Takımda kafacı- havacı oyuncu yetersizliği
Fener kadrosuna şöyle bir bakıldığında Lugano ve kısmen Bilica hariç Semih de dahil olmak üzere, bir hava topuna yükselerek kafayı vurup gol yapacak oyuncu hiç yok. Bırakın yükselerek havada asılı kalıp topa kafayı vurmayı, normal bir kafa vuruşunu dahi yapamayan oyunculardan kurulu Fenerbahçe takımı. Yani takım kafadan özürlü. G. Gönül, Santos, Emre, Baroni, Özer, Wederson, M. Topuz ve Guiza kafa özürlü adamlar. Böyle olunca da Alex’in sahada varlığının bir manası kalmıyor. Kimse daha dün santos golü kafayla attı demesin, zira ayak seviyesindeki topa eğilerek kafasını dürttü Santos. Ama aynı oyuncu daha maç sıfır sıfırken bomboş durumda kornerden kafasına gelen topu kalecinin kucağına cılızca vuran adamdır da. Geçtiğimiz yıllara şöyle bir baktığımızda ölü toptan atılan kafa golleri önemli bir silahtı Fenerbahçe için. Ancak, o dönemde stoperlerin yanında Tuncay, Aurelio, Nobre, Hooijdonk gibi kafa golleri atan ve hava hakimiyeti olan oyuncular vardı takımda. Bugün itibariyle kadroda stoperlerin dışında kafa golü atabilecek 3 oyuncu G. Ünal, Selçuk ve Önder Turacı’dır. Ancak onlar da Daum ve taraftarın hiç güvenmediği yedek oyunculardır.
4. Alex’teki Performans Düşüklüğü
Saha içindeki bir çok olumsuzluğu bir tek hareketle giderebilen, Fenerbahçe tarihinin en verimli oyuncularından olan ve sezonu da sürükleyen Alex’in, Sivas, Bursa ve Diyarbakır maçlarında sahadaki en kötü Fenerbahçe futbolcusu olduğunu üzülerek gördük. Daha önceleri çok rahatlıkla gol yapabileceği vuruşları dışarı vurması bir tarafa, oyunun sonlarında bir korner atışına bile gitmeyip Emre’ye o saçma sapan atışı yaptırması kendisindeki mental ve fiziki yorgunluğun en açık göstergesiydi.
5. Türkiye Kupasının Çok Önemsenmesi
Türkiye kupasının çok önemsenmesi 2 yıl önce Fenerbahçe’ye şampiyonluğa mal olmuştu. Hatırlanacak olursa, Galatasaray kupa maçı öncesinde Kadıköy’deki Bursa maçına yedek kadro ile çıkılmış ve o maçta alınan mağlubiyet ve kaybedilen 3 puan şampiyonluğun kaçırılmasında başrol oynamıştı. Bu sene de kupanın yine çok önemsendiğini görüyorum. Perşembe günkü Bursa maçına ful konsantrasyonla çıkan takım işini ciddiye almış ve Bursa’nın kapanan bir oyun yapısı olmaması sebebiyle de kolayca sonuca gitmişti. Ancak orda alınan spektaküler galibiyetin, takımın 2 gün sonraki maç konsantrasyonunu çok ciddi olarak törpülediği ve her şeye rağmen Diyarbakır beraberliğinin en önemli sebeplerinden birisinin Perşembe maçı olduğu su götürmez bir gerçektir.
6.Kulübenin Yetersizliği
Üç kulvarda mücadele eden bir takımı hedeflere ulaştıracak olan şey, oynayan kadronun iyiliğinden çok kulübenin zenginliğidir. Yoksa dün akşamki Diyarbakır onbiri de gayet sağlam bir onbirdi ama bu takımın 5 haftadır galibiyeti yok. İlk yarıdaki Fenerbahçe’de kulübede ağrılıklı olarak Santos, Özer, Semih ve M. Topuz’u görmekteydik. Bu Fenerbahçe’nin kadro zenginliğiydi. Ancak devre arasında direk 11 oynayan 2 oyuncunun gönderilmesi ya da gitmesi belki ilk onbiri zayıflatmamış ancak kesin olarak yedek kulübesini zayıflatmıştır. İçerde oynanan ve mutlak kazanılması gereken, beraberliğin son dakikada kurtarıldığı bir maçta, sadece 2 oyuncu değişikliği yapılması, onun da sakatlıklar dolayısısyla yapılmış olması, Daum’un kulübeye olan inancının sıfır olduğunun ispatı değil de nedir? Ayrıca kaleci sorunu apayrı bir başlık konusudur da fazla uzatmadan burada değinelim. Koskoca Fenerbahçe kolu kırılsa da Volkan Demirel’le oynamaya devam mı edecektir? Çok değil 3 yıl önce milli takımın 3 kalecisi de Fenerbahçe forması giymekteydi. Zico’ya Rüştü üçüncü kalecimdir dedirten zenginlik nerde, Ayman’dan o abuk golü yiyen kolu sakat Volkan’a mahkum olmak nerdedir ve bu durum Fenerbahçe büyüklüğüne yakışan bir durum mudur?
SONUÇ
Küçülerek büyünülmez. Bir kurumda ilerlemek ve büyüme sağlamak için hem niteliği hem niceliği artırmak zorundasınız. Nitelik olarak 2006’dan bu yana, Aziz Yıldırım farklı düşünse de, Fenerbahçe geriye gitmiştir. Anelka, Appiah, Tuncay ve Aurelio gibi yıldızların yeri doldurulamamıştır. Sezon başı oluşan nicel iyileşme de devre arasında kaybedilmiştir. Bu kadro nitelik ve nicelik olarak Fenerbahçe’yi 3 kulvarda hedefe götürecek kadro değildir. Kupa finalinde 27 yıllık hasret dindirilebilirse, kayıp yılda bir teselli ikramiyesi bulunmuş olur. Bu yönetim anlayışı ve kadroyla başka da bir şey olmaz.

14 Temmuz 2009 Salı

DOĞU TÜRKİSTAN'DA ÇİN VAHŞETİ

Türk tarihi içerisinde Çin halkı ve Çin devletleriyle yapılan savaş ve mücadele çok önemli bir yer tutmaktadır. Ezelden beri devam eden bu mücadelenin bundan sonra da devam edegeleceği son Uygur faciası ile bir kez daha göz önüne serilmiş oldu.
İki milletin mücadelesi ve kavgasının başlangıcı, iki milletin tarih sahnesinde yer aldığı zamana kadar uzanmaktadır. Gün gelmiş Türk milleti Çinliler üzerinde hakimiyet kurmuş, gün olmuş Çinliler Türkler üzerinde hakimiyet kurmuş, ancak bu iki köklü milletin kavgası bitmemiştir. Ünlü Çin seddini inşa etme zorunluluğunu duyacak kadar Türklerden korkmuş ve yılmış olan Çinliler, kendilerinin güçlü olduğu zamanlarda ise hiç vakit kaybetmeden Türk devletlerine saldırmış ve onları bölüp parçalamıştır. Günümüzde imparatorlukların kalmadığı bir dönemin yaşandığı sanılmasına rağmen halen dünyada 3 adet imparatorluk hüküm sürmekte ve maalesef bu 3 imparatorluğun da boyunduruğundaki en önemli unsurların başında Türkler gelmektedir. Bu üç imparatorluktan biri Rusya( SSCB'den sonra bile hala imparatorluktur; Tataristan , Başkurdistan ve Yakutistan gibi Türk bölgeleri ve sayısız Turani milleti boyunduruğu altında tutmaya devam etmekte), diğeri İran( Güney Azerbaycan'a hakim ), bir diğeri de Çin'dir. Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan başta olmak üzere Tibet gibi geleneksel ve tarihsel olarak Çin toprağı olmayan yerlerde emperyal bir güç olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir. İşte bu emperyalist Çin, Doğu Türkistan'da Türk tarihinin en önemli medeniyetlerinden birini kurmuş ve yaşatmış olan Uygur Türklerine karşı 200 yıldır sürdürdüğü asimilasyon, zulüm ve baskıyı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki bir Türk heyetinin bölgeyi ziyaretinden hemen sonra diplomatik nezaket kurallarını da hiçe sayarak soykırıma dönüştürmekten çekinmemiştir. Haziranın sonundan bu yana bölgede yaşananların adı kelimenin tam anlamıyla soykırımdır. Türkiye'de ve dünyada ciddi yankı bulan bu vahşette ölü sayısı binlerle ifade edilen rakamlara ulaşmış durumdadır. Yüreğimiz yanmakta, içimiz acımaktadır. Ancak elimizden de bir şey gelmemektedir. Bu durum sadece bizim için değil bütün dünya için geçerlidir. Güya zalim, bölgesinde devasa bir güç olan Çin devleti. Çinliler belki, başlı başına dünya siyasetini belirleyebilen bir güce sahip değiller ama mesele kendi bölgesi olunca, Çin ne ABD ne de Rusya kimseyi dinleyecek, takacak durumda değiller. Eğer medeni dünya Çin'e dur diyebilse Tibet için diyecek ama nafile. İşte içimizi acıtan ve bizi kahreden asıl sebep de bu çaresizliğimiz. Elimiz kolumuz bağlı ve kahrediyoruz zayıflığımıza, güçsüzlüğümüze. Bugün itibariyle Çin'den bağımsızlık almak, özgür olmak çok ama çok güç. Kürşad'ın torunları için bile güç. Ölümüne bir mücadeleye girilemez mi peki? Girilir girilmesine de sonuç alma şansı maalesef bugün için hiç yok. O halde yapılması gereken şey, Doğu Türkistan'da millet olarak Uygur Türklüğünün varlığını devam ettirmek. Elbette bu gecenin bir sabahı olacak zalim Çin'in de zayıf olduğu bir gün gelecektır. İşte o gün Çin'e Göktürkler gibi silleyi vurabilmemiz için Uygur soyunun kırılmadan, yok olmadan, Türk ve müslüman kimliğiyle, dili ve diniyle dipdiri ayakta olması gerek. Onun için yüreğimizin yandığı bu günde davamız, Doğu Türkistan'ın bağımzılığı davasından daha ziyade orada yaşayan her bir Uygur Türkü'nün hayatta kalmasını sağlama davası olmalıdır. Doğu Türkistan'ın ulu lideri merhum İsa Yusuf Alptekin'i tanıma bahtiyarlığına erişmiş biri olarak Uygurların kutlu mücadelesinin bütün karmanlarını ve şehitlerini rahmet ve şükranla anıyor, Cenab-ı Allah'ın geride kalanların yar ve yardımcısı olmasını diliyorum...